Bursa Kamu Çalışanları Derneği

Kamu Çalışanının Buluşma Noktası

Cts05192012

Last update04:14:24 ÖS

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel

Hakem sayıyor..

  • PDF
Kullanıcı DeÄŸerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
alt

Yazar A. Ali URAL.. Çocuklarımla aynı masada yemek yemeyeli on gün olduğunu kabul ediyorum. Fakat bir babanın çocuklarının rızkını kazanabilmesi için onlardan bir parça uzaklaşmak zorunda olduğunu da siz kabul edin lütfen.

Bir parça her zaman aynı uzunlukta olmayabileceği gibi büyükçe bir masanın kurulabilmesi için uzun bir zaman gerekebilir. Eve giriş ve çıkış saatlerinin kesişmesini inanın ben de isterdim. Her sabah bir orkestra şefi gibi çayların doldurulması için büyük bir özgüvenle bagetimi havaya kaldırmayı... Kaşıklar bardakların içinde neşeyle şıngırdarken alacağım hazzı bana hiçbir şeyin vermeyeceğini biliyorum. Fakat siz de kabul edersiniz ki kaşıkların şıngırdayabilmesi için çay, şeker ve gaza ihtiyaç var. Bir babanın vazifesi eli dolu gelmektir eve. Aile bir masanın etrafında toplanamamış ne çıkar, kalpler bir olsun. Kalpler bir mi? Bir- İki- Üç- Dört- Beş- Altı- Yedi- Sekiz- Dokuz- On! Yerdeyim. Hakem zamanın elini kaldırıyor.

Anne ve babamı ziyaret etmeyeli on gün olduğunu kabul ediyorum. Fakat bir ebeveyn için evladının iyi bir yerlere geldiğini görmenin kendisini görmekten daha önemli olduğunu da siz kabul edin lütfen. Hem telefon denen bir şey var. Evet, var... Tamam, bir haftadır telefon etmemiş de olabilirim. Bu hafta ne kadar yoğun geçti anlatamam. Geçen hafta da yoğundu işler. Önümüzdeki hafta da yoğun olacak sanırım. Fakat bu ilanihaye böyle devam edecek değil ya! Elbette bir akşam çalacağım kapısını çocukluk evimin. Anne ve babam nasılsa o kapının ardında. Ne zaman gitsem beni beklediklerine göre geç kalmam söz konusu değil. Bu cennetin melekleri surat asmıyor. Acıyorlar bana üstelik. Kapının önündeki kocaman adamı bir yaralı gibi alıyorlar içeri. Divana uzatıyorlar. Elleri sırayla alnımda. Tepsiler gidip geliyor. Meyveler, bitki çayları... Trafik sıkışık. Bu akşam da annemlere uğrayamayacağım. Kalpler bir olsun. Kalpler bir mi? Bir- İki- Üç- Dört- Beş- Altı- Yedi- Sekiz- Dokuz- On! Yerdeyim. Hakem zamanın elini kaldırıyor.

Hasta komşumun yanına uğramayalı on gün olduğunu kabul ediyorum. Ağır bir hastanın ziyaretine gitmenin ona eziyet vermekten başka bir işe yaramadığını da siz kabul edin lütfen. Biraz toparlanana kadar mühlet vermeliyim ona. Hem bu arada işlerimi de toparlayabilirim. Hoş ben de çok sağlıklı sayılmam. Yeterince uyuyamadığım bir gerçek. Her rüyam bir aysberg, tehdit ediyor gecelerimi. Uykularım delik deşik. Ekmek servisine gelen apartman görevlisinden haberlerini alıyorum komşumun. Hastalığı iyileşmez daha da ağırlaşacak olursa asansörün düğmesine basmam yeter. Komşuluk öldü mü! Bir tas çorbayı kaptığım gibi kapısında alırım soluğu. Hastalığının evrelerini dinler, ilaçlar önerir, tavsiyelerde bulunurum. Dedim ya tetikteyim helalleşmek için. Hem kalpler bir olsun. Kalpler bir mi? Bir- İki- Üç- Dört- Beş- Altı- Yedi- Sekiz- Dokuz- On! Yerdeyim. Hakem zamanın elini kaldırıyor.

Rafımdaki kitabı okumayalı on gün olduğunu kabul ediyorum. Bir kitaba hakkını vermeden okumayla o kitabı hiç eline almamak arasında önemli bir fark bulunmadığını da siz kabul edin lütfen. En iyisi sis dağılıp kelimeler berraklaşıncaya kadar kapağını açmamak kitabın. Otobüste, trende, vapurda okuyamayışımı da anlayışla karşılayacağınızı umuyorum. Bedenime yer bulamadığım bir yerde ruhuma yer ayırmamı beklemeyeceğinizden eminim. Hem Gide, "Okuyucu kitabı kendisinin seçtiğini sanır, hiç de öyle değil! Okuyucusunu seçen kitaptır," dememiş miydi. Ya raftaki kitap beni seçmemişse! Bu durumda onun beni seçeceği güne kadar işlerimi bir düzene koymam gerekmez miydi! Elime almasam da geceleri, aynı havayı solumuyor muyduk? Konuşmasak da paylaşmıyor muyduk aynı mekânı? Kitabın kalbi olsa soracağım: Kalpler bir mi? Bir- İki- Üç- Dört- Beş- Altı- Yedi- Sekiz- Dokuz- On! Yerdeyim. Hakem zamanın elini kaldırıyor.

Aynaya bakmayalı on gün olduğunu kabul ediyorum. Erkeklerin çantalarında ayna taşıyarak karada, havada ve denizde yüzlerini tazelemek gibi bir ritüellerinin olmadığını da siz kabul edin lütfen. Saçım dağılmış, kaşlarım savrulmuş, sakallarım uzamış ne çıkar! Aynaya bakan bir muharip gördünüz mü savaşta? Napolyon'un, sağ elini, ceketinin iç cebine koyarak poz verirken aynayı tuttuğunu düşünmüyorsunuz değil mi! Hayır, hiçbir savaşçı aynaya bakamaz. Aksi halde aynadaki çirkin yüzün, "Ne için mücadele ediyorsun?" sorusuna cevap aramak zorunda kalır. Aynanın kalbi var biliyorum. Kalpler bir mi? Bir- İki- Üç- Dört- Beş- Altı- Yedi- Sekiz- Dokuz- On! Yerdeyim. Hakem zamanın elini kaldırıyor.                           a.ural@zaman.com.tr

 

Son Güncelleme: Cumartesi, 26 Şubat 2011 14:17

Yorum ekle

Lütfen Türk dil kuralına uygun ve küçük harflerle mesajınızı yazınız.


Güvenlik kodu
Yenile