Bursa Kamu Çalışanları Derneği

Kamu Çalışanının Buluşma Noktası

Cts05192012

Last update04:14:24 ÖS

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel

Safahat Åžairi Mehmet Akif

  • PDF
Kullanıcı DeÄŸerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
alt

Ufuk Bozkır Zaman.. Safahat şiirle değil, şairle doludur.Safahat, bir şiir kitabı olarak değil şair kitabı olarak okunmalıdır bu yüzden. Şair, her durumda şiirin önündedir orada. Hatta şiiri önemsemez, şuurla şiiri çiğner. Öyle olsun diye değil öyle olduğu için böyledir bu. Ağacın kovuğu gibi doğal ve sığınılacak bir yer olarak görülmediğinde bir yara, bir zayıf nokta gibi algılanmaya açıktır bu noktada.

 Oysa, söylemin her zaman önde durduğu bir tutumla çevrelenmiştir Akif. Orada konuşan, şair olarak Mehmet Akif'ten başkası değildir. Şair, özneleşir, şiirin önüne geçer. Onun sesi ve o sesin doldurduğu dünya haline gelir. Bu haliyle örneksiz değildir Akif. Kaderin bir cilvesi olacak, bir şekilde karşıt düşünce kutbu içine sokulacağı Fikret'le aynı kaderi paylaşır bu bakımdan. Fikret'ten beri, özellikle Fikret'ten beri, şiir söylemek, şiir yazmanın önüne geçmektedir. Dönemin siyasal ve sosyal şartları hem böylesi şiir damarlarını besleyecek özelliklere sahiptir hem de şairlerin mizaçları bu koşullarla örtüşmektedir. Toplumun çenesidir şiir. Kalple kurduğu irtibat şaire göre değişir.

Safahat'taki şair öncelikle sorumlu sosyal bir göz olarak belirir. Hayat dev dalgalar oluşturmakta ve cemiyetin üstünden aşmaktadır. Şair de ilkin bir fert olarak altındadır bu dalganın. Ancak onu diğerlerinden ayıran, dili ve duyarlığıdır. Sokağın heyecanı ile şairin heyecanı gördüklerini, yaşadıklarını anlayıp adlandırmak noktasında ayrışmaya başlar. Şair, acının gözüyle bakar, sokak heyecanın. Sokak güncelin diline kilitlenir, şair düşüncenin. Heyecan geçer acı tortulaşır, yavaş yavaş düşünceye dönüşür. Elbette Akif seciye bakımından şairdir. Duygu, düşünce, söz söyleme yeteneği, yazı ve kültür tecrübesi, niyet ve süreç onun etrafında ileri doğru hareket eder. 'Aczimin giryesidir bence bütün asarım' demek, bir söylem ve algı yetersizliği olarak değil, şartlar ve sorunlar karşısında duyarlığı sonuna kadar kabarmış bir vicdanın alçakgönüllü dillenişidir. Şiirin iç şiddeti şair kalbinde her zaman yumuşak ve merhametlidir. Zaten, Fikret'le asıl bu noktada ayrışırlar. Fikret, cemiyete bir tekniker gözüyle, taşa şekil veren bir usta gözüyle de bakarken Akif, gerekirse çekiçlenen taş haline dönüşebilecek bir içtenliğe sahiptir. Eziktir Akif. Ezikliği, güçsüzlüğünden değil, duyduğu acının derinliğinden gelir.

Akif, bir cemiyet mimarıdır. Bir cemiyet mimarı olarak önce muhayyileden sonra da malzemeden yola çıkar. Cemiyet mimarıdır çünkü, Akif kadar çağının ve içinde yaşadığı imparatorluğun toplumsal ruhunu olanca çıplaklığıyla kavrayabilmiş, bilgiye dayalı bilince ulaşmış başka bir kişi neredeyse yok gibidir. Çokça, İstanbul başta olmak üzere, Balkanlar, Asya ve Ortadoğu'yu bir lego parçaları gibi gözü kapalı söküp takma yetisine sahip olduğunu görmüşümdür Akif'te Safahat'ı okurken. Zaten eleştirilerinin ve tekliflerinin bunca direkt ve keskin olmasının sebebinde bu vardır. Nostalji ve yazıklanma duygusu içinde debelenen bir bakış değildir o. Elinden toprağı alınmakta olan yerli bir toprak sahibinin toprağın hafızası kadar geleceğini de gözetmesinin hesabı vardır onda. Dönüp bugün siyasi olduğu kadar sosyal ve kültürel bakımdan da o devri inşa etmeyi düşünsek Safahat her haliyle çıplak verilerle dopdolu bizi bekliyor olacaktır. Safahat, getirdiği dekorla da ölümsüzdür.

19. ve 20. yüzyılın siyasal yapılanmaları ne yazık ki Akif'in idealize ettiği gibi gerçekleşmedi. İmparatorluk parçalandı. İslam dünyası yıkıldı. Tembellik, körlük, Akif'in Safahat'ta işaret edip yol gösterdiği her şey, olumsuzluklara büründü. Cemiyet uyanmadı. Entelektüeller onu dinlemedi. Halk yorgunluk, cahillik ve fakirlikten eridi. Eğer, İstiklal Marşı'nı yazmamış olsaydı Akif'in ismi de çoktan mezara gömülecekti. İstiklal Şairi olmanın ve yeninin her ne kadar eskiye olanca ağırlığıyla karşı olmasına rağmen, onu unutturacak çağdaş bir hamle geliştirememiş olması, Akif ismi üzerinde ikili ve ikircikli bir gerilimi de hep gündemde tuttu. Bir kısmı, Safahat'ta şairi değil şiiri arama kurnazlığına bürünerek onu gölgelemeye çalıştı. Bir kısmı sırf fikirleri yüzünden hem onu damgaladı hem de ötekileştirdi. Oysa, Akif'in ısrarla ve bütün inadıyla eleştirdiği gelenekselci kitle, kendi köklerine bakarak değil, doğrudan heyecanlarına renk katmak adına ona sarıldı. Onun karşı olduğu ezberciliğe soyundu. Takırdadı.

Bugün de Akif aynı yöntemlerle konuşulup tartışılıyor. Oysa düşünce tarihine paralel bir edebiyat tarihi okuması yapmadan ne Safahat'taki şairi bulup anlamak ne mümkün ne de olmayan şiirin, olmayış gerekçelerini ortaya serecek yeni yöntem araştırmalarına yönelmeden fikir berraklığına kavuşmak mümkün. Safahat, cemiyetin rüyasını kendi hayatına dönüştürmüş, onun acılarından zerre kadar yüksünmemiş eleştirel bir şairin gün dökümü, kendi kendisiyle hesaplaşması gibidir de. Kültürel, siyasal dahası insanlık kavgaları esasa inebilmiş bir ülkede, Akif'in Safahat'ında malzemesini verdiği cemiyet ve insanı yeni ve çağdaş bir dille seslemek modern şairlerin işi olmalıydı. Şimdi de yol budur. Devlet'ten özellikle kaçınmış bir şahsiyeti sahiplenme ve ideolojik romantizmlerle yeni bir yok edişe sürüklemek kimsenin hakkı değil. Hele, Akif gibi şiiri şairliğine teslim etmiş bir örnek için daha bir böyle bu.  Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorum ekle

Lütfen Türk dil kuralına uygun ve küçük harflerle mesajınızı yazınız.


Güvenlik kodu
Yenile