Sayfa 1 / 3
Sivil toplumun iÅŸlevi ve sivil toplum kuruluÅŸlarının rolü; Türkiye'nin gündemine damgasını vuran son geliÅŸmelerle birlikte birdenbire kamuoyunun ilgi odağı haline geldi. Toplumun geleceÄŸiyle ilgili konuların bir anda gündelik kısır çekiÅŸmelerin gölgesinde kalabildiÄŸi ülkemizde, temel toplumsal ve siyasal sorunların popüler siyasetin kaygılarından uzak, stratejik bir yaklaşımla ele alınabilmesi ve uzun vadeli çözüm arayışlarına konu olabilmesi bakımından; siyasal sistemin yapı ve iÅŸleyiÅŸinin anlaşılmasında önemli bir çözümleme aracı olan "sivil toplum" kavramının ve bu kavram çevresindeki iliÅŸkilerin açıklığa kavuÅŸturulması önem taşıyor.
TOBB, TZOB, TESK, TİSK, Türk-İş, Hak-İş, Kamu-Sen gibi meslek örgütü ve sendikaların oluÅŸturdukları platform; baÅŸka kritik dönemlerde olduÄŸu gibi, son günlerde de anamuhalefet partisi, yüksek yargı organları ve hükümet arasında anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi ve parti kapatma davası nedeniyle yaÅŸanan çekiÅŸme ve gerilim üzerine saÄŸduyu çaÄŸrısında bulunarak yaÅŸanan siyasi süreçte aktif bir rol üstlenme yoluna gitti. Sahip oldukları temsil tabanının geniÅŸliÄŸine bakılarak toplumun % 80'inin görüÅŸlerini yansıttıkları teziyle gündeme gelen bu kuruluÅŸların yaptıkları "ılımlılık" çaÄŸrısının içeriÄŸi ve muhatabı konusunda süregelen tartışmalar ve bu çerçevede yürütülen spekülasyonlar, dar anlamda siyasi polemik konusu olmaktan öteye gidemiyor. Ancak, yaÅŸanan geliÅŸmeler; bütün bunların ötesinde, sivil toplum kuruluÅŸu, demokratik temsil, siyasal katılım, sivil toplum-devlet iliÅŸkisi gibi siyaset teorisine ve siyasal yapı ve mekanizmaların pratikteki iÅŸleyiÅŸine iliÅŸkin temel sorun alanlarını su yüzüne çıkarabilecek önemli ipuçlarını bünyesinde barındırıyor.
Siyaset literatürünün temel bir kavramı ve demokratik toplumlarda siyasal ve toplumsal geliÅŸimin baÅŸlıca dinamik güçlerinden biri olarak Batı dünyasında uzunca bir süredir var olan sivil toplum; ister mutlak monarÅŸilerde ister 20'inci yüzyılın kapitalist sosyalist ya da gecikmiÅŸ totaliter siyasal rejimlerinde; merkezi otoriter gücün baskı ve kontrolünden kaçmayı baÅŸararak kendi başına özerk (otonom) bir sürecin doÄŸmasını ve bu yolla devletin dışında ve devlete raÄŸmen var olabilen bir yapının ÅŸekillenmesini saÄŸlayan güç olarak tanımlanıyor. Sivil toplum kavramının her durumda devletin dışında kalan ve devlete karşı bir var oluÅŸu ifade eden temel özelliÄŸinden hareket edildiÄŸinde; sivil toplum kuruluÅŸlarının olmazsa olmaz üç temel ÅŸartı belirgin bir biçimde öne çıkıyor: Devletten bağımsız olmaları, gönüllülük esasına göre örgütlenmeleri ve toplum yararına hareket etmeleri gereÄŸi. 20'inci yüzyılın sonunda küreselleÅŸmenin etkisiyle ulusal sınırların aşınması, sosyalist blokun çökmesi, sosyal demokrasinin zayıflaması ve liberalizmin yükseliÅŸiyle birlikte bir taraftan sivil toplum kavramı yeni bir anlam ve önem kazanırken; diÄŸer taraftan sivil toplum kuruluÅŸlarının yapı ve iÅŸleyiÅŸleri ve devletle iliÅŸkilerinde siyasal katılımın ve çoÄŸulculuÄŸun artırılması yönünde yeni geliÅŸmeler ortaya çıkıyor.